Eve Nasıl Okunur? Bir Gencin Yollarında Arayış ve Hayal Kırıklığı
Başlangıç: Bir Hayalin Peşinden
Bazen, bir kelimenin, bir cümlenin, bir yerin insan hayatında ne kadar büyük bir yer kaplayabileceğini düşünürüm. “Eve nasıl okunur?” sorusu da işte böyle, derin ve bir o kadar da karışık bir soru. Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, o eski taş duvarların arasından geçen rüzgarın içinde “Eve nasıl okunur?”u düşündüm. Bu soru, o an için sadece bir kelime gibi değil, bir yolculuk, bir his, bir içsel arayıştı.
Eve doğru ilerledikçe, bir yandan eski sokakların köşe başlarında hayatın tam ortasında kaybolmuş gibi hissediyorum. Yürürken düşündüm: “Eve nasıl okunur?” demek, bir anlamda eve nasıl dönülür demekti. Herkesin bir evi vardır, ama bazen o eve doğru giderken sadece fiziksel değil, duygusal bir yolculuk yapıyoruz.
İşte ben de tam olarak o noktadayım. Belki de eve nasıl dönüleceğini öğrenmek için önce evin ne olduğunu anlamam gerekiyordu.
Hayal Kırıklıkları ve Umut
Günün sonunda, evime doğru yürürken bir şey fark ettim. Bu kadar yıl geçtikten sonra, eve dair bir anlam bulmak çok zorlaştı. Ev, fiziksel bir mekan değil, bir ruh halini, bir duyguyu temsil ederdi eskiden. Bir zamanlar ev, sabahları uyanıp annemin mutfakta kahve pişirirken duyduğum o sıcak seslerin geldiği yerdi. Bir zamanlar ev, bir buluşma yeri, bir güvenlik alanıydı. Şimdi ise o sıcaklık, o güven, bir nebze kaybolmuş gibi hissediyorum.
Ve sonra, tam o sırada, bir anlık bir sarsılma hissettim. 25 yaşımda, birkaç yıldır büyümenin, yalnızlığın ve bazen de kırgınlıkların arasında evimi tam anlamıyla bulamıyordum. Hayal kırıklığı, her adımda daha derinleşti. “Eve nasıl okunur?” sorusu, bana bir anlamda, bir kaybolmuşluğu anlatıyordu.
Ama bir yandan da bir umut vardı. Belki de ev, geriye gitmek değil, ileriye doğru gitmekti. O eski anıları bir kenara bırakıp, belki de eve doğru ilerlerken, yepyeni bir şeyler keşfetmekti. Belki de eve nasıl dönülür sorusu, bir içsel dönüşüm, bir keşifti.
Bir Adım Daha
Eve nasıl okunur sorusunu düşündükçe, gerçekten de bir adım daha atmak gerektiğini fark ettim. Her ne kadar geçmişin etkisiyle adımlarım ağırlaşmış olsa da, kalbimde hala bir umut ışığı vardı. İşte bu yüzden, her gün yeni bir umutla uyanmaya çalışıyorum. Kayseri’nin soğuk kış akşamlarında yürürken, kendime bir söz verdim.
Bir gün, belki de o an geldiğinde, bu soru anlamını bulacak. Eve nasıl okunur, nasıl dönülür, nasıl giderim sorusunun cevabını bulduğumda, sadece bir yer değil, tüm yaşamın anlamını yeniden keşfedeceğim.
Bir adım daha atıp, eve doğru giderken, belki de asıl soruyu sormam gerektiğini fark ettim: Eve nasıl okunur? Cevap, o yolculukta saklıydı.